Sayfalar / Görüntüle

Tarih

Beypazarı’nın çok eski bir tarihe sahip olduğu tarihi belge ve kalıntılardan anlaşılmaktadır. Yapılan inceleme ve araştırmalara göre Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizanslıların gelip geçtiği ve hüküm sürdükleri görülmektedir. Mağaralar, antik buluntular, kaleler ve höyükler de yerleşimin eskiliğini ispat etmektedir.

İlk ismi  “Kaya Doruğu Ülkesi” anlamına gelen “Lagania”dır. M.S. 491-518 yılları arasında hüküm süren Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Anastasios’un; o zamanlar piskoposluk merkezi olan Lagania’yı ziyaretine atfen şehrin adı “Anastasiopolis” (Anastasio Kenti) olarak anılmıştır.

Orta Çağda, ticaret kervanları Çin’den Özbekistan’ın Kaçgar bölgesinden ikiye ayrılırlardı. Birincisi Afganistan’dan Hazar Deniz’ine, ikincisi İran üzerinden Anadolu’ya ulaşırdı.

Kara ulaşımı ve haberleşmenin kervanlarla ve ulaklarla yapıldığı bir dönemde Beypazarı ana ulaşım akslarının oldukça merkezi bir noktasında yer almaktadır.

İpek, porselen, kağıt, baharat ve değerli taşların alışverişi yanında kültür ilişkilerine de dönüşen 6400 km.lik bu kervan yolu 2 bin yıllık geçmişiyle bugün de gündemde kalabilmiştir.

Türklerin Sultan Alparslan komutasında Anadolu’ya girmesinden kısa bir süre sonra, Selçuklu yönetimine giren Beypazarı; konumu itibariyle sık sık göç eden Türkmen boylarına yurtluk yapmıştır. Bunlar arasında tarihte en çok iz bırakanı, Kayı Boyu’dur. Selçuklu Sultanlığı’nın kendilerine yurt olarak yer gösterdiği bu Türk Boyu; Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in dedesi olan Gazi Gündüzalp yönetiminde ilk olarak Ankara civarına yerleşmiştir.

Beypazarı, Selçuklular döneminde İstanbul - Bağdat yolu üzerinde bir ticaret merkeziydi. Beypazarı’nın tam olarak Osmanlı yönetimine geçmesi, Orhan Bey’in Ankara’yı alması ile başlamıştır. O dönemde Hüdavendigar (Bursa) Sancağı’na bağlı bir beylik merkezi olan Beypazarı; 1868 yılından itibaren siyasi yönetim bakımından Ankara’ya bağlı bir kaza olarak önemini sürdürmüştür.

Beypazarı’nı Rumlardan, Kütahya Beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın Veziri Dinar Hezar alarak Osmanlı topraklarına katmıştır. Adı fethedenin hatırasını yaşatmak amacıyla “Beyhezarı” olmuştur. Bey buraya panayır şeklinde büyük alışveriş yerleri kurarak büyük bir pazar yeri haline gelmesini sağlamıştır. Sonradan bu pazar oldukça meşhur olarak “Beğpazarı” olmuş sonradan bugünkü bilinen “Beypazarı” şeklini almıştır.

1638’de Beypazarı ziyaretinin yer aldığı ünlü “Evliya Çelebi Seyahatnamesi”nden bir özet:

İlk Fatihi Kütahya beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hezar’dır. Haftada bir gün güzel süslü bir Pazar kurulup, bütün kıymetli eşyalar bulunur. Halkın uğraşları tiftik keçisi olduğundan, pazarında sof çok satılır. Müşterisi vardır. Senede bin kantar sof ipliği satılır. Pazarına her hafta etraf köylerinden on bin insan toplanır.

Aşağıda şehir iki geniş dere içinde olup 20 mahalle 41 mihraptır. Çarşı içindeki cami (Paşa Camii) güzeldir. Hepsi 3060 tane iki katlı evleri vardır. Talebe bilginleri çoktur. 70 adet çocuk mektebi vardır. Çocukları gayet temiz ve olgun olup, 700’ün üzerinde hafızı vardır. Bir Şeyhülislamı var ki, bütün bilginler onunla ilmi tartışmaya girmekten acizdirler. Halkının çoğu bilginlerdir. Hepsi renk renk sof giyerler. Türk şehri olduğundan halkı Oğuz taifesidir.

Yedi tane hanı vardır. Hamamları, 600 dükkanı vardır. Çarşıda kasaplar hali içinden akan dere kenarında hafta pazarı olur. Halkı garibsever ve cömert kişilerdir. Kadınları gayet edepli ve akıllı olurlar.

Bağ ve bahçesi çoktur. Bostanlarından bir çeşit kavun olur ki lezzetinden adamın damağı yarılır. Bir çeşit yeşil armudu olup, yuvarlak olduğu gibi dördü beşi de bir okka gelir. Gayet hoş ve suludur. İstanbul’a nice bin kutu armudu pamuklar içinde hediye gider. Bu armudun eşini acem diyarından başka yerde görmedim.

Velhasıl etrafı geniş, eşyası ucuz ünlü bir şehirdir.